Uzun zamandan beri planlanan ve nihayet festival tarihi gelip kapıya dayanan Kapıdağ
Motosiklet Şenlikleri için yola koyulduk sevgili artçım, biricik eşimle... Telefonla konuşup Eskihisar feribot iskelesinde buluşmayı planladığımız arkadaşları beklemek için tam saatinde oradaydım. Hava güzel, keyifler yerinde, bütün ihtiyaçlar motosiklete yüklenmiş ve yüreğimizde Kapıdağ heyecanı...
Yaklaşık yarım saatlik bekleyiş, yola yalnız devam edeceğim sinyallerini vermeye başlamıştı, daha fazla beklemeden feribota geçip klasik çay keyfine koyulduk...
Nefis bir sabahın keyifli güneşinde, yazın sıcaklığıyla yollarda aheste aheste Bursa’ya doğru seyrettik. Kısa bir arkadaş molasını Bursa’da verip, tekrar festivale doğru gaz açtık. Sonraki artçı özel istek molasında ise Karacabey’e bağlı Fevzipaşa köyünün hemen girişinde durduk.
Genelde resim çekmek için daha sık durmama rağmen farklı bir artçı taşıdığım için; onun arzuları doğrultusunda mola ve yol planlaması yapmak zorunda kalıyordum. Fevzipaşa’da resim çekerken, hemen önünde durduğumuz şirin evden tonton bir amcanın bize doğru gülerek geldiğini gördük, elimde bir gül, yüzünde gülümsemesiyle...
Bu güzel insan buranın yerlisi ama İstanbul’da uzun yıllar Yeşilköy Hava Liman Müdür Yardımcılığı yapmış Sefer Önen beyfendiydi. Sadece “iyi yolculuklar” temennisi için bizlere merhaba demek istemiş. İşte bu ülkeyi sevmek için en güzel nedenlerden biri daha tüm gerçekliğiyle önümdeydi. Saygılı, kibar ve kültürlü; Sefer Önen...
Kısacık sohbetimizde yıllara sığacak sıcaklıklar, dostluklar kurduk. Kendi ruhunun salınımlarını şiirlerinde yansıtmış çevresindeki dostlarına, eksik olmasın bu güzel tarafını da bizlerle paylaştı ve 2 tane şiir kitabını imzalayarak bizlere takdim etti. Bizi daha yolun başında mutlu bir şekle sokan bu güzel insana sonsuz sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Her zaman kapını çalacağım sevgili Sefer Önen...
Çevrenin, yolun ve yoldakilerin tadına vara vara Karacabey, Bandırma ve Erdek üzerinden hedefimize doğru yaklaşmaya başladık. Birkaç telefon görüşmesiyle şenlikler için ön kayıt yaptırırken tanıştığımız Tansu ve Erhan arkadaşlardan yol tarifi aldık, Erdek içindeki kayıt masasından da bizler için hazırlanan tanıtıcı CD, broşür ve T-shirtlerimizi, kimlik bilgi kartlarımızı alarak nefis bir doğanın ortasında iz sürmeye başladık.
Bu 3. turum olmasına rağmen yıllar önce arabayla santim santim gezdiğim Kapıdağ; aynı sessizliği, yüceliği, bakirliği ve keşfedilmeyi bekleyen tüm güzelliklerle bizi bekliyordu. Bıraktığım gibi bulduğuma çok sevindim onu!
Her biri ayrı zevk ve manzaraya hakim virajlı iniş çıkışlardan sonra şenlik alanına vardık. Bu bakir ve kırsal alanda bu kadar geniş bir altyapı ve organizasyon beklemiyordum doğrusu. Tamamen bu iş için yeniden yapılandırılmış bir güzel alandaydık.
Herkesin tüm ihtiyaçları düşünülmüş, ücretsiz yemek ve içecek, tuvaletler, lavabolar, çadır alanları, masalar, iskemleler, mangal alanları.... Her kayıtlı üye için sunulan ikramlar, bol tüketim malzemeleri (tuvalet kağıdı, kağıt havlu, sabun vs)
Yollarda gelirken de bir çok selamlaştığımız motosikletli arkadaşlar oldu, ama festival alanında sevgili Soykan’a rastlamam çok hoş bir tesadüftü. Kendisi benim ana toprağım olur. Biga’dan, Gönen’den bir çok arkadaşla buraya gelmişler. Sağolsun çadır kurmamızda ve bir gün erken gelmiş olmanın tecrübesiyle bizlere çok yardımcı oldu. Ne de olsa toprak işte!
Hemen ortama uyum sağlayıp, önce deniz olayına adım attık. O kadar keyifli bir yolculuğun da bu kadar keyifli bir varışı ve keyifli ortamı olmalıydı. Oldu da...
Muhteşem denizi, uzun ve bakir sahili, çevredeki kuş sesleri, güneşin yakışı her şey bizler içindi. Tadını çıkarmadan dönmek olmaz, Allah fena yapar adamı!
Denize girmenin dozunu kaçırınca şehirleşen bünye mutasyona uğramaya başladı, arkadaşların ısrarlı seslenişleriyle, değişimin eşiğindeyken sudan çıktım. Fazla uyum sağlamışım ortama... Neyse...
Öğlen yemeği olarak piliç firmasının açık büfe verdiği çeşitlerle gıdamızı aldıktan sonra akşama da balık yemek için, binbir renkli çiçeklerin oluşturduğu sahilden kamp alanına doğru dönmeye başladık. Muhteşem bir gün ve muhteşem bir akşam...
Motorlar, çadırlar, yemekler, mangallar, çaylar, kahveler ve daha niceleri süper bir uyum içinde kaynaşmışlardı. Kamp alanı harika bir olaya ev sahipliği yapıyordu. Bu işleri organize eden ve sponsor olanların ilk defa bu festivali düzenlediklerine inanmak gerçekten zor. Seneye kim bilir nasıl olacak 2. Kapıdağ
Motosiklet Şenlikleri...
Festivalin tadını farklı ortamlarda extrem çıkaran arkadaşlar da vardı, onlara da selam vermeden geçmedik!
Eğridere; adını buradan denize karışan ve tertemiz, soğuk suyuyla bölgeye hayat veren bu sudan almış, tam şenlik alanının ortasından şırıldaya şırıldaya akıyor. Hatta denize karıştığı yerde denizin tuz oranını bile düşürmüş, sahilde sudan çıkarken otomatik duş alarak çıkmış oluyorsun!
Motosiklet festivali olur da aksesuar reyonu olmaz mı, o da vardı... Görmeden geçmedik.
Sevgili Soykan’ın 600 F motosikletine merak edip binen sevgili artçım, racer tarzını bilmediği için yanlış bir şekilde poz verdi, kendisinin artçı kalmasını tavsiye ediyorum.
Şenlikler devam ediyor, aynı zamanda katılımlarda devam ediyordu. Festival alanının sorumlusu Erhan kardeşim, gelenleri karşılayıp tek tek ilgileniyordu.
Erdek’te deniz kuvvetlerinde görevli asker kökenli bir
motosiklet aşığının bu yolda kendinden bir şeyler katması, yanında en az onun kadar bu işe sevdalı arkadaşları olması, ortaya bu mükemmel organizasyonu çıkarmıştı. Hepsini buradan kutluyorum. İyi ki varsınız, iyi ki sizlerle tanıştım, daha nice etkinliklerde beraber olmak dileğiyle sizleri kutluyorum.
Kamp alanı sürekli katılımlarla dolmaya devam ediyordu. Çanakkale, Bursa, İstanbul ve diğer çevre illerden gelem motor grupları alanı dolduruyorlardı. Yemyeşil bir ortamda her yer çadır ve motosikletle süslenmişti..
Mangalda pişen balıkların hakkını vermek üzere sofraya geçtik.
Tabii hakkını da verdik, Garipçe Büyük Liman’da bu güzelliği paylaştığımız tüm motosikletli arkadaşlarımın kulaklarını çınlatarak yedik içtik! Yarasın!
Motosiklet aleminde dayanışma esastır, artçılar arası bandana bağlama dayanışması...
Bazen ölçüyü kaçıranlar da oldu, bandanayı fazla bulunca şaşırdılar...
Karnımızı doyurduktan sonra derenin denize döküldüğü kısımda resimler çektik, gerek suyun temizliği, gerek sazlıkların yansıması ve kayaların dalgayla rüzgarla sanatsal şekillenmeleri, fotoğraf tutkunu arkadaşlar için muhteşem malzemeler sunuyordu.
Gece başlayınca hareketlilik de başladı, önceden hazırlanan bidonlarda kamp ateşleri yakıldı, iki ayrı grup konser verdi, eğlencede sınır yoktu, dolunayın tepeye çıkmasıyla, yıldızlara karışan ateşin kıvılcımları, düşsel bir ortamın aksesuarları gibiydiler. Herşey mükemmeldi.
Ateşin sıcaklığı, dostluklara yansıdı, çadır önlerinde süren uzun gece; hiç sabah olmasın dilekleriyle devam etti. Her çadır yakınında ateşler yandı. Gece bizimdi.
Sabah önce şırıldayan derenin, sonra çalışmaya başlayan jenaratörün ve en sonda yine katılım halinde olan motosikletlerin egzoz sesleriyle uyandık. Kamp alanı gece gelen diğer motorcu arkadaşların da çadırlarıyla daha da zenginleşmişti. En uygun bir ağacın tepesinden değişik açılarda kamp alanının resimlerini çektim.
Bol çeşitli kahvaltımızı yine yakın yerlerden gelen motosikletli arkadaşlarımızla beraber yapıp güne başladık. Bugün dönüyor olmak çok cazip gelmiyordu aslında.
Çevreyi tekrar turlamak için dere yatağında ellerimi yüzümü yıkayıp dolaşmaya başladık. Bu kadar kurak bir kışa rağmen bu Eğridere hala akmaya devam ediyordu, pırıl pırıl şırıl şırıl..
Hemen elimin üstünde işaretlediğim alan; tuvaletler, duş ve lavaboların olduğu yerdi. Onun da konumu iyi düşünülmüştü, yerleşim yerinden ayrı bir kısımda olması daha uygun olmuştu.
Bu resmi sevgili fulardaşım MrEnduro ve değerli dostum Ante için çektim, onlara saygılarımı sunuyorum, buralara beraber gelmek için bir yem aslında yukardaki kare!
Daha sakin ortam arayan arkadaşlar da vardı, kamp alanının hareketliliğinden uzak, denizin ve mehtabın kumsalda buluşmalarına şahitlik etmek için kıyıya yakın bir yere çadırlarını kurmuşlar. Bu da bir seçenek, bir dahaki sefere değerlendirmek lazım...
Deniz tarafından bakıldığında Kapıdağ
Motosiklet Şenlik alanının görüntüsü...
Her güzel şey çabuk bitermiş, toparlanıp, arkadaşlarla helalleşip tekrar yola koyulduk. Denize girdiğimiz Eğridere koyuna tepeden bakış...
Yolumuzu geldiğimiz taraftan değil, Kapıdağ’ın turlamasına yönelik olarak devam ettirdik. Kapıdağîn içlerine doğru gaz açtık, ekili alanlar, köylüler, meyve ağaçları ve tertemiz bir doğa... Kiraz ağaçlarını da yoklamadan geçmedik tabii ki...
Aynı yol üzerinde ikiteker grubundan bir başka arkadaşla karşılaştık, Serhat kardeşim Erdek’e kadar bize eşlik etti ve resmimizi çekti.
Motosiklet kardeşliği adına kendisine saygılar, ama resmi yok!
Yol stabilize ve zaman zaman çok bozuk olsa de çevre o kadar güzelki, olumsuzlukların farkına varmıyorsunuz. Binbir çeşit çiçekler, yola paralel akan dereler ve kuş sesleri...
Gelmişken görmek gerekir diye uğradığımız Manastır’da bol bol resim çektik. Gerçekten bu kadar içlerde ve ağaçların arasında kamufle olmuş bir yapı; muhteşem!
İne çıka, sağa sola virajlarla Kapıdağ’ın Bandırma-Erdek bağlantı boğazına geldik. Tepedeki manzara mükemmeldi. Sol taraf Bandırma Körfezi, sağ taraf Erdek Körfezi... Yol boyunca çok bol gördüğümüz arı kovanları bölgede bal üretiminin ciddiyetini ortaya koyuyordu. Erhan arkadaşımızın bilgilendirdiği bir detay da çok önemliydi. Bizim kamp alanı etrafındaki ve güzergahındaki kovanlar, sürücülere tehlike oluşturmasın diye geçici olarak başka taraflara taşınmışlardı. Bu incelikleri için de bir kere daha teşekkür ediyorum tüm organizasyona...
Bu güzel bölgeye 2-3 gün gelmek yetmiyor, özellikle benim gibi resim çeke çeke gezen motosikletli arkadaşlar için kesinlikle bir haftalık bir programla burada gezilmesi gerekiyor.
Tepeden Erdek merkeze indik, her zamanki gibi cıvıl cıvıl bir ortamda, güzel bir hava ve bol
motosikletçiler vardı. Sanki motorcuların kâbesi olmuştu bu haftasonu Erdek.
Nefis bir İskender ve ardından deniz manzaralı çay bahçesinde alınan çaylar, bütün bu keyfi tamamlayan Erdek manzaralı resimler...
Motosiklet kültürü; alt başlıklarda sonsuza kadar uzanan nice farklı sevdaları bir arada topluyor. Ben sadece kısıtlı bir kısmını yaşayabiliyorum. Daha yolun başında olduğum için. Yollardaki diğer motosikletli gruplar veya tek gezen herkesle selamlaştım. Bu güzelliği iliklerimde sizlerle paylaşmak için taşıyorum.
Kedi deyip geçmeyin zevk sahibi mükemmel bir hayvandır o! Hatta Leonardo Da Vinci onun için; “doğanın başyapıtı” tabirini kullanmış, haklı değil mi?
Karacabey çıkışında bir resim molası, sırt çantası artçıma fazla geldiğinden onu da bana yükledi, zaten diğerleri sağımdan solumdan sarkıyordu. Yetmedi, sırt çantasının askılarını dizgin gibi kullanmaya başladı, yok hızlı gittin çek bir destur, yok rüzgar var çek bir destur, otobanda mı Veliefendi’de mi gittim anlamadım. Artçınıza yuları kaptırmayın! Tecrübe işte!
Bu zahmetli dönüş sistemi bir dondurma molasıyla bitti, sonraki yolculuk daha sakin sürdü.
Ufukta Uludağ ve eteklerinde Bursa göründüğünde bir resim molası daha verdik. Hayat güzel, yaşamak güzel... Bunları motosikletle ve artçınla yaşamak daha da güzel!
Tilkinin dönüp dolaşacağı misali yine feribottayız, daha buruk bir dönüş hüznüyle çayları yudumladık. Neden geri dönmek zorundayız, 27 yıldır bu soruya cevap bulamadım, hep döndüm. Neden? Oralarda kalmak var, yollarda olmak var... Ama hep dönüyoruz işte...
Sevgiyle kalın, şansınız, farınız, yolunuz açık, kaskınız takılı olsun!